-

Yarım Senaryo
Düşlerde görüyorum birilerini. Donmuş karelerin canlı renkleri, Ve sürekli aynı veda sahnesi. Birleşmeden ayrılmak komikmiş, Hepsi zihnimde dönmüş durmuş. Boş koridorda akşam güneşi. Soldaki son kez bakıyor, Sağdaki kederli. Son kez bakanın sırtında canavarlar varmış. Karanlıklar ayağına prangalar vurmuş. El sallayışıyla kısıldı gözleri Bozuk fotoğrafların sahte gülüşleri. Birazdan sona eriyor bu sessiz veda. Dili tutuluyor… Okumaya devam edin
-

Bir Haber …
Tanımadığımız birisinden duyduğumuz bir haber bile ne kadar sevindiriyordu bizi. Umut oluyor, tutunacak bir dal gösteriyordu. İçine hapsolduğumuz belirsizlik kavramından tutup çıkarıyordu biz farkında olmadan. Gülümsetiyordu, geçmişte kalan üzüntülü günlerimize inat olarak. Ama bunlar da gelip geçiciydi. Gelen başka bir haberle bu sefer yerle bir oluyor bütün duygularımız, yaşanmışlıklarımız. Parmaklarımız arasındaki kırmızı balonumuz uçuveriyordu birden.… Okumaya devam edin
-

Fırtınada Okuduğun Şiir
Kendimizi öyle bir dalgalı denizin ortasında, öyle bir fırtınanın içinde bulduk ki sona geldiğimizi sandık. Sevdiğimiz, istediğimiz, alıştığımız ve beklediğimiz ne varsa unutmak zorunda kaldığımıza inandık. Sonra öyle bir noktaya geldik ki neye neden inandığımızı da hatırlayamaz olduk. Dalgalar aldı götürdü sanki duygularımızı ve biz sadece izledik. Tuzlu sulara düştü hayallerimiz. Bir zamanlar mutluluk gözyaşlarıyla… Okumaya devam edin
-

Gecenin Rengi
En başından beri güzellikleri gösterdiler sana, Daha yürüyemezken yüzüne güldüler. Sevgi ne idi? Renklerini öğrettiler. Tüm renkler güzeldi. Hayat renkli güzeldi. Topla hepsini dediler. Üzerine al ki canlansın hayatın. Eline bir palet verdiler, Oysa ki sözlerinden anlaşılan Bir boya kutusuna ihtiyacın olduğuydu. Başladın güzellikleri toplamaya, Yaşadıkça rengarenk boyandın. Alkışlara tutup daha fazlasını istediler. Neydi hedefleri? … Okumaya devam edin
-
Azdahak: Bir Kuyruklu Yıldız Hikayesi
Aylarca doğru düzgün kitap okuyamayan ben, bu kitabı iki gün içinde okumadım, yalayıp yuttum resmen. Çok sürükleyici, kendini okutturan, okuması da çok zevkli harika bir kitap. Okurken İskender Pala ile ilk tanıştığım zamanları düşündüm, 12-13 yaşlarındaydım ve İskender Pala’nın o sürükleyici kalemine, daha ilk sayfadan okuru olayların ortasına çekişine ve edebiyatının gücüne hayran olmuştum. Şimdi…
-
Sandukça; Tohum
Bu, ben olarak yüklendiğim en ağır yük Ve aynı zamanda en hafifi Yarın aynı ben olmayacağım Bir hafta sorna tamamıyla başkası Belki yıllar sorna kendimi tanıyamayacağım Bu, ben olarak yaşadığım tek kış Bahara kalmaz değişeceğim Belki bende cicekler açarım Belki de açmam Simdi attığım tohum o zamanın toprağını tutacak mı Kim bilir ? Ama kim olursam olayım o tohumu atacağım Belki onu sulamayan da ben olacağım Yaşasın…
-
Sana Şiir Yazmayacaktım
sana şiir yazmayacaktımoturup kalbimi parçaladımkalın portakal kabuklarına yaptığım gibigüneş battıktan sonrave diş macunundan sonra yediğimizsana şiir yazmayacaktımalışır acı tadına ağzımtıpkı alıştığı gibi dilimin aynı cümlelerehepsi gülemediğim koca bir şakabunu bir hücre biliyor sadeceiçimde unutulmuş herhangi bir köşedebaşka neyi unuttum biliyor musunsana şiir yazmayacaktımkendini şiir sanmasın diye bu alçak yazıbüyük harfleri unuttum diğer sayfadaonlarsız yazmayı sevmem…
-
Bre Hasan!
Sular akıyor. Güneşin vurduğu ışıkla yerdeki bulutlar gibi parlıyorlar. Turkuazın üstünde yer yer gri ve yeşil. İç içe akıyor. Birbirini tamamlıyor bir yapboz gibi. Durmuyor, durmadan akıyor. Taşlara vurup sıçrıyor savaş meydanındaki mızraklar gibi! Havada çarpışıyor. Parçalanıp yeniden damlalarına ayrılıyor ve kendini akıntıya bırakıyor. Geldiği yere, memleketine… Birkaç metre ilerde yeniden çalkalanmadan önce sakince ilerliyor.…
-
Plakların İçindeki Renkler
Pazar yeri sabahın serinliğini henüz kaybetmemişti. Tezgâhlar birer birer açılırken küçük kız köşedeki yerini sessizce aldı. Önüne eski plakları dizdi; bazıları çizik, bazıları solgundu. Ama onun gözünde her biri boş bir tuvaldi. Boya kutusunu açtı, fırçasını eline aldı ve ilk plağın üzerine mavi bir gökyüzü işlemeye başladı. Yan tezgâhtaki adam ona bakıp başını salladı. “Yine…
-
Yağmur
Sesini duydum, sabahın beşiydi Annem olsa çamaşırları düşünürdü Ben bir mevsimi düşündüm, bir kişiyi Aklıma geldi değiştiğim Çünkü eskiden anlamazdım seni Yürürken ıslanmak istemezdim yağmur Eteklerimi düşünürdüm, ıslanan gözlüğümü Şimdi aklımda terasta oturduğumuz gece Hani Ay’ı beklerken senin bizi selamladığın Acıtmadan, kaçırmadan, sakince Önümde denizden gelen bir sesti konuşan Kazınmıştı aklıma kırık bir cümleyle Sana…
