-

Adalet Neden Geç Gelir Veya Hiç Gelmez?
İşleneceğini bildiğiniz bir cinayet olsa siz ne yapardınız? Bugün sizlere Marquez’in 1981’de yayımlanan polisiye romanı Kırmızı Pazartesi’den bahsedeceğim. Orijinal dili İspanyolca’da “İşleneceğini Herkesin Bildiği Cinayetin Öyküsü” olarak yayımlanan roman kısaca: cinayeti önceden duyurulmuş, bir iftira üzerine namus cinayetine kurban gidecek Santiago Nasar’ın öleceği günü, kasaba halkının neler yaptığını, neden engel olmadıklarını, cinayetin neden işlendiğini anlatır… Okumaya devam edin
-

Felaketler İçinde Yeşeren Bir Aşk
Sevgili Maria, Nasılsın? Umarım iyisindir. Beni sorma Maria; şimdi sana bu mektubu darağacına gitmeden hemen önce yazıyorum. Bu bizim kısacık hikâyemiz bana hep ümit oldu. Sen akıllanmaz bir serseriden, vatanperver, aşkı için canını verecek bir adam yaptın ve şimdi en azından ailemi gururlandırarak bir amaç uğruna gidiyorum bu dünyadan. Sakın bu ayrılık için kendini hırpalama;… Okumaya devam edin
-

Kendini İmha Butonu
Çocukken izlediğimiz filmlerde robotların kendini imha etme tuşu vardı. Aklıma yatmıyordu, kontrolden çıkmış bir robotu durdurmak isteyen ikinci bir kişinin o kırmızı butona basmasını anlayabilirim, ama robotun veya herhangi bir sistemin kendini nasıl ve neden yok edebileceğine dair bir cevabım yoktu. Şu sıralar ise bazen kendini imha etmeye çalışan robotlar gibi davrandığımı fark ediyorum. İnsan… Okumaya devam edin
-

İcat
“Bitti!” diye bağırdı elindeki objeyi kaldırıp. Üzerinde aylardır çalıştığı ve sonunda bitirdiği, daha önce ne duyulmuş ne görülmüş bir icattı. Bundan kimseye bahsetmek istemiyordu çünkü illegal olması muhtemeldi. Buluşuna isim koyma işini sonraya bırakabilirdi. Bu icat yaklaşık bir telsiz büyüklüğündeydi, tepesinde iki anteni, bir kulaklık girişi ve eski bir ekranı vardı. Hurdacılardan topladığı eşyalarla ancak… Okumaya devam edin
-

İşleneceğini Herkesin Bildiği Cinayet
Koskoca 27 yıl; Modern zamanda, yoksul şartlarla yarım bir ömür eder. Tam 27 yıl sonra dönmüştüm o ellerinin kanı bir 27 yıl daha yıkansa geçmez kasabaya. Göğü kararmış, suları suçlulukla akan, sokaklarında sorumsuzluk kol gezen kasaba – kasabam. Olayın üstünden onca zaman geçmişti ama ben o geceyi ve gününü dün gibi hatırlıyordum. Bu sokaklar istediği… Okumaya devam edin
-

Sevgili Anneciğim
Sevgili anneciğim, Nasılsın, iyi misin? Ben pek iyi değilim. Şimdi seni ve beni düşünüyorum. Geçmişi – bir türlü geçmeyişini ve senin benden nasıl geçtiğini. O Ramazan kapımın önünden kaç kere geçtiğini hatırlıyor musun anneciğim? O akşam iftar için, sonra sahur ve yine ertesi gün akşam… Ayak sesini her duyduğumda bana geldiğini sandığım… Niçin bir kere… Okumaya devam edin
-
Azdahak: Bir Kuyruklu Yıldız Hikayesi
Aylarca doğru düzgün kitap okuyamayan ben, bu kitabı iki gün içinde okumadım, yalayıp yuttum resmen. Çok sürükleyici, kendini okutturan, okuması da çok zevkli harika bir kitap. Okurken İskender Pala ile ilk tanıştığım zamanları düşündüm, 12-13 yaşlarındaydım ve İskender Pala’nın o sürükleyici kalemine, daha ilk sayfadan okuru olayların ortasına çekişine ve edebiyatının gücüne hayran olmuştum. Şimdi…
-
Sandukça; Tohum
Bu, ben olarak yüklendiğim en ağır yük Ve aynı zamanda en hafifi Yarın aynı ben olmayacağım Bir hafta sorna tamamıyla başkası Belki yıllar sorna kendimi tanıyamayacağım Bu, ben olarak yaşadığım tek kış Bahara kalmaz değişeceğim Belki bende cicekler açarım Belki de açmam Simdi attığım tohum o zamanın toprağını tutacak mı Kim bilir ? Ama kim olursam olayım o tohumu atacağım Belki onu sulamayan da ben olacağım Yaşasın…
-
Sana Şiir Yazmayacaktım
sana şiir yazmayacaktımoturup kalbimi parçaladımkalın portakal kabuklarına yaptığım gibigüneş battıktan sonrave diş macunundan sonra yediğimizsana şiir yazmayacaktımalışır acı tadına ağzımtıpkı alıştığı gibi dilimin aynı cümlelerehepsi gülemediğim koca bir şakabunu bir hücre biliyor sadeceiçimde unutulmuş herhangi bir köşedebaşka neyi unuttum biliyor musunsana şiir yazmayacaktımkendini şiir sanmasın diye bu alçak yazıbüyük harfleri unuttum diğer sayfadaonlarsız yazmayı sevmem…
-
Bre Hasan!
Sular akıyor. Güneşin vurduğu ışıkla yerdeki bulutlar gibi parlıyorlar. Turkuazın üstünde yer yer gri ve yeşil. İç içe akıyor. Birbirini tamamlıyor bir yapboz gibi. Durmuyor, durmadan akıyor. Taşlara vurup sıçrıyor savaş meydanındaki mızraklar gibi! Havada çarpışıyor. Parçalanıp yeniden damlalarına ayrılıyor ve kendini akıntıya bırakıyor. Geldiği yere, memleketine… Birkaç metre ilerde yeniden çalkalanmadan önce sakince ilerliyor.…
-
Plakların İçindeki Renkler
Pazar yeri sabahın serinliğini henüz kaybetmemişti. Tezgâhlar birer birer açılırken küçük kız köşedeki yerini sessizce aldı. Önüne eski plakları dizdi; bazıları çizik, bazıları solgundu. Ama onun gözünde her biri boş bir tuvaldi. Boya kutusunu açtı, fırçasını eline aldı ve ilk plağın üzerine mavi bir gökyüzü işlemeye başladı. Yan tezgâhtaki adam ona bakıp başını salladı. “Yine…
-
Yağmur
Sesini duydum, sabahın beşiydi Annem olsa çamaşırları düşünürdü Ben bir mevsimi düşündüm, bir kişiyi Aklıma geldi değiştiğim Çünkü eskiden anlamazdım seni Yürürken ıslanmak istemezdim yağmur Eteklerimi düşünürdüm, ıslanan gözlüğümü Şimdi aklımda terasta oturduğumuz gece Hani Ay’ı beklerken senin bizi selamladığın Acıtmadan, kaçırmadan, sakince Önümde denizden gelen bir sesti konuşan Kazınmıştı aklıma kırık bir cümleyle Sana…
